Başörtüsü yönetmeliğiyle başlayan kriz, 31 Türk vatandaşının 'istenmeyen kişi' ilanına ve Başdanışman Saral'ın istifasına uzandı; Aliyev'in 29-30 Ekim'deki TDT Zirvesi'ni baykot etmesi uzmanlara göre daha derin görüş ayrılıklarına işaret ediyor.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki “tek millet, iki devlet” formülüne damgasını vuran bir gelişme yaşandı: Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın davetine rağmen 29-30 Ekim’de Ankara’da toplanan Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) Zirvesi’ne katılmadı. BBC Türkçe’nin uzmanlara dayandırdığı analiz, iki NATO-ötesi müttefik arasındaki görüş ayrılıklarının yüzeye çıkan tartışmalardan daha derinlere uzandığına işaret ediyor.
Gerilimin kıvılcımı Eylül ayında çaktı: Bakü yönetimi, ilkokuldan liseye tüm eğitim kademelerinde kıyafet düzenlemesini “genel eğitimin laiklik ilkesine uygun” biçimde yeniledi; bu çerçevede öğrenci ve öğretmenler için başörtüsü yasağı gündeme geldi. Uygulama Azerbaycan’da protestolarla karşılanırken, Türkiye’de hükûmete yakın çevrelerden de sert eleştiriler yükseldi.
Tartışma, 12 Ekim’de Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Oktay Saral’ın düzenlemeyi “kabul edilemez” bulduğunu açıklayıp “Bu çağda böylesi bir anlayışa asla geçit verilmemelidir” demesiyle diplomatik bir krize dönüştü. Carnegie Vakfı’ndan Zaur Şiriyev, bu paylaşımın Bakü’de bireysel bir tepki değil “bir talimat gibi” duyulduğunu vurguluyor: Azerbaycan’da hiçbir üst düzey yetkilinin cumhurbaşkanının izni olmadan benzer bir açıklama yapamayacağına işaret eden Şiriyev, Bakü’nün söz konusu mesajları Ankara hükûmeti içindeki bir görüşün yansıması olarak okuduğunu ve olayı egemenliğine müdahale saydığını aktarıyor.
Bakü’nün yanıtı 21 Ekim’de geldi: Azerbaycan hükûmeti, başörtüsü düzenlemesine ilişkin açıklama ve paylaşımları gerekçe göstererek 31 Türk vatandaşını “istenmeyen kişi” ilan etti. Aynı gün iki lider telefonla bir araya geldi; Erdoğan’ın kardeşlik vurgusu yaparak Aliyev’i Ankara’daki zirveye davet ettiği bildirildi.
Ankara tarafında gerilimi düşürme çabaları da hız kazandı: Türkiye’de Azerbaycan hakkında yorum yapan bazı yayıncılar hakkında soruşturma açılırken, Saral 26 Ekim’de görevinden ayrıldı. Buna karşın Aliyev’in zirveye gelmemesi, TDT’nin kurucu genel sekreteri ve eski büyükelçi Halil Akıncı’ya göre mesajın netliği bakımından dikkat çekici: “Anlaşılan daha derin bazı şeyler var ki sayın Aliyev zirveye gelmedi.”
Analizde üzerinde durulan bir diğer unsur, Bakü’nün İsrail ile ilişkileri. Siyaset psikolojisi uzmanı Samire Qasımlı, Aliyev iktidarının İsrail kanalıyla ABD ve Avrupa desteğini güvence altına almayı hedefleyebileceğini, ancak bunun Türkiye’den vazgeçmek anlamına gelmediğini söylüyor. Şiriyev ise Türkiye’de Azerbaycan dış politikasının yalnızca İsrail ekseninde okunmasını eleştiriyor; Bakü’nün 2025’te Suriye’de Türkiye-İsrail görüşmelerine ev sahipliği yaptığını ve 2022 normalleşme sürecine katkı verdiğini hatırlatarak “Azerbaycan, İsrail’i Türkiye gibi bir ortak olarak görmüyor” diyor.
Zeminde bölgesel rol tartışması da var: Qasımlı, 2020 Dağlık Karabağ Savaşı’ndan sonra Bakü’nün kendini “orta güç”, iktidara yakın basının ise “Kafkasların lider devleti” olarak tanımladığını belirtiyor. Şiriyev, Türkiye’de bazı çevrelerin zaferi Ankara’nın askeri gücüne bağlamasının Bakü’de “kardeşlikten çok aşağılama” olarak algılandığını ve “ağabey-kardeş” benzetmesinin Sovyet dönemini hatırlattığını aktararak mevcut gerginliğin iki toplumu birbirinden uzaklaştırdığı uyarısında bulunuyor.
Değerlendirmeler ihtiyatlı iyimser: Yaşananları “yapay gerilim” diye niteleyen Akıncı, iki tarafta da karşı tarafı savunan kesimlerin varlığının “tek millet” fikrinin kök saldığını gösterdiğini söylerken, Qasımlı ilişkilerin öyle iç içe geçtiğini ki “kimse bunları birbirinden koparamaz” ifadesini kullanıyor.