Kuzey Arnavutluk'un çatışma yıllarında aileleri koruyan geleneksel taş kule evleri kullalar, turizmin neredeyse hiç dokunmadığı bölgede misafirhanelere dönüşüyor. Yeni bir uzun mesafe rotası, terk edilmiş köylere hem gelir hem de geleneklerin devamını getiriyor.
Güneş ışığı minik taş pencereden içeri doluyor, ısınan ahşap zemin gıcırdıyor; geçen sürünün koyun zilleri duyuluyor, akşam ateşinin isi taze ekmek kokusuna karışıyor. Guardian muhabiri Nick St Oegger’in anlattığı bu tabloda kendini başka bir zamana ışınlanmış gibi hissediyor — ama bulunduğu yer modern Arnavutluk. Konakladığı yer, kuzey Arnavutluk, Karadağ ve Kuzey Makedonya’ya yayılmış geleneksel taş kule evlerinden biri: kulla.
Kullalar bir zamanlar çatışma dönemlerinde aileleri korumuş, ticaret yollarındaki yorgun yolcuları ağırlamış; 20. yüzyılda çoğu bakımsız kalmış. Arnavutluk Tarım-Turizm Derneği’nin geliştirdiği yeni bir uzun mesafe yürüyüş rotası, bir kısmını eski ihtişamına kavuşturmayı ve turizmin neredeyse hiç dokunmadığı bir bölgeyi keşfetmeyi amaçlıyor. Çevre dağların kireçtaşı ve ahşabıyla ustaların elinden çıkan kullalar 15. yüzyıl Osmanlı işgalini ve sık kabile çatışmalarını atlatmış; 18-19. yüzyıllarda daha da çoğalmış. 1944-1991 komünist rejiminde pek çok ailenin kullasına el konulmuş, geri alındığında harabe durumda bulunmuş; 1990-2000’lerde köyden kente büyük göçle çoğu bugün boş duruyor.
Rotanın ilk etabındaki Lufaj tepe köyünde yürürken Infokulla kültür merkezi direktörü Nik Nikolli, ‘İnsanlar burada kalmadığı için gelenekleri kaybediyoruz’ diyor: Rota boyundaki köylerde bir-iki aile kalmış; misafirden para almak köklü misafirperverlik geleneklerine aykırı düştüğü için turizm fikri yavaş benimseniyor. Yine de yol boyunca rehberiyle durup kahve içmeye, taze üzüm, erik ve ceviz ikramına davet edilmemesi neredeyse imkânsız.
Rotanın öne çıkan deneyimi, restore kullalarda kalmak. Dördüncü gün Dushaj köyündeki Kulla Hupi 2021’de misafirhane olarak açılmış; sahibi Luli Hupi, yıllarca yakın madende çalışıp evi oda oda restore etmiş: ‘Buraya geldiğinizde sizi bekleyen bir aile var, kendinizi evinizde hissediyorsunuz.’ Restoranının tüm etini, peynirini, balını, ekmeğini 10’dan fazla yerel aileden alan Hupi, yürüyüş, at gezisi ve yemek kurslarında da aynı aileler rehberlik ediyor. Kalabalık turizm trendine de mesafeli: ‘Restoranda 50 masa olsun diyen beni aptal yerine koyuyor’ diye gülüyor, geleneksel oturma odası odadaki çıtırdayan ateşin yanında, mısır ekmeği, incir reçeli, turşular, keçi peyniri ve gjizé ile kurulan sade akşam yemeğinin ardından. ‘Ama 50 masa istemiyorum, 10 masa istiyorum ve insanların bir ay önceden rezervasyon yapmak zorunda kalmasını istiyorum.’
Benzer bir tutku, üç küçük kulübe ve çadır alanıyla sade kalan ikinci bir işletmeci olan Murrja’nın yerinde de geçerli: Macera severleri, doğa meraklılarını hedefliyor; başlangıçta ‘buraya kim gelir’ diyen köylüler misafirleri görünce ikna olmuş, benzeri işletmeler bölgede çoğalıyormuş. ‘Bu işi seviyorum’ diyor, ‘zengin etmiyor, sadece tutkuyla yapıyorum.’
Arnavutluk turizmi son yıllarda patladı; ama korunan bir kıyı alanına lüks resort yapımı planının tetiklediği protestolar, gelişmenin hızına ve sürdürülemezliğine duyulan tepkiyi gösteriyor. Kıyıya ve kuzey Alplere sıkışan turizmin dışında kalan kırsal iç bölgeler, kullayı ve güçlü misafirperverlik geleneğini kucaklayarak ziyaretçiye sunacaklarını bulmuş görünüyor. Çift kişilik oda bir kullada gecelik yaklaşık 35 sterlinden başlıyor.