The Guardian'da yayımlanan yazıda Dr. Stacy Kim'in yeni kitabı ele alınıyor: Kıskançlık, doğru okunduğunda kişinin ulaşılabilir hedeflerine işaret eden bir sinyale dönüşebiliyor.
Kıskançlık yüzyıllardır ahlak öğretilerinde küçümsenen, bastırılması gereken bir duygu olarak anlatılıyor. Ancak The Guardian’da yayımlanan bir yazıda, sosyal bilimci ve yaşam koçu Dr. Stacy Kim’in yeni kitabı üzerinden duygunun bambaşka bir yüzü tartışılıyor: İncelenmediğinde yoldan çıkaran, doğru okunduğunda ise kişinin hedeflerini gösteren bir sinyal.
Sosyal bilimler, yaşam koçluğu ve felsefe araştırmalarına dayanan “Envy: Why Wanting What They Have is the Key to Getting What You Want” adlı kitabında Kim, danışanlarında ve kendi hayatında sıkça karşılaştığı bu duyguyu anlamlandırmanın yollarını sunuyor. Kim’e göre insanlar süperstarlardan çok kendine benzeyen insanları kıskanıyor; bu da kıskançlığın aslında ulaşılabilir hedeflere işaret ettiğini gösteriyor.
Yazıda kıskançlığın tek bir tür olmadığı vurgulanıyor. Hollandalı araştırmacıların 2009’da ayrıştırarak literatüre kazandırdığı ayrıma göre “kötü niyetli kıskançlık”, sahip olunan şeyden çok o kişiye odaklanmak ve onu aşağı çekme isteğiyle kendini gösteriyor. “İyi niyetli kıskançlık” ise hayranlık ve motivasyonun karışımına benziyor; kişiyi sabotaja değil, istediği şeye odaklanmaya itiyor. Kim ayrıca bu duygunun, çoğu zaman bir ilişkiyi ya da özel bir statüyü üçüncü bir kişiye kaptırma korkusuyla kendini gösteren kıskançlıktan farklı olduğunu, karışmamaları gerektiğini hatırlatıyor.
Kitabın önerdiği en önemli adım, imrenilen şeyin ardındaki görünmez isteği görmek. Kim’e göre çoğu zaman istenen nesnenin kendisi değil, ona sahip olunduğunda duyulacağı sanılan his. Daha büyük bir eve imrenmenin ardında çoğu kez daha sakin ve düzenli bir yuva arzusu yatıyor. Bu istek adlandıktan sonra aynı hisse ulaşmanın alternatif yolları aranabiliyor.
Kim’in kıskançlık anlarını işlemek için geliştirdiği hatırlatma aracı SIReN adlı kısaltmayla özetleniyor: Benzer hedef, duygunun ulaşılabilir bir isteğe işaret ettiğinin hatırlanması anlamına geliyor; ilgili karşılaştırma, kıskançlığın hangi alanda ve hangi değere dair olduğunun belirlenmesini istiyor; negatif his basamağı ise duygunun ne kadar sürdüğünün ve ne kadar yoğun geçtiğinin izlenmesini öneriyor.
Yazıda Fransız akademisyen René Girard’ın “mimetik arzu” kavramına da yer veriliyor: Sosyal varlıklar olarak insanlar, çevrelerindeki herkesin istediğini istemeye eğilimli. Psikolog Robert Leahy’den alınan bir alıştırma ise öncelikleri sınamak için tasarlanmış. Kişi önce her şeyinden vazgeçmiş, bomboş bir benlik hayal ediyor, sonra istediklerini tek tek geri ekliyor. İlk sıralarda geri gelenler, gerçekten değer verilen şeyleri ele veriyor.
Kim’e göre imrenilen kişi bir düşman değil, potansiyel bir rehber. Tanıdığınız birine nasıl başardığını sormak, yabancı biriyse yolunu araştırmak ya da işini etkileyen birine kısa bir teşekkür iletisi göndermek duyguyu bağlantıya dönüştürebiliyor. Öte yandan sürekli önümüzdekilere bakmak yerine kimin aramızda ya da gerimizde kaldığına da bakmak, duygunun yükünü hafifletiyor.
Yazının sonundaki mesaj dikkat çekici: Kıskançlığı incelemek onu yok etmiyor. Kim’in de deneyimlediği gibi duygu her zaman rahatsız edici olabiliyor; ancak neden ortaya çıktığını anlamak ve onu iyiye yönlendirmek, öğrenilebilir bir beceri olarak tanımlanıyor.