Guardian'ın wellbeing dosyası 'psikolojik esneklik' kavramını anlatıyor: Rahatsız edici duyguları bastırmak yerine veri olarak okuyup eyleme çevirmek. Uzmanlar tek bir duygunun davranışı yönetmesine izin vermemeyi öneriyor: 'Duygunun sahibi biziz; o bizim sahibimiz değil.'
Yerel spor salonum kapandı ve bir gecede düzenim bozuldu — Guardian yazarının itirafıyla başlayan dosya, rahatsız edici duyguların bastırılması yerine geri bildirim olarak kullanılmasını öneren ‘psikolojik esneklik’ kavramını mercek altına alıyor. Yazar, alternatif aramak yerine huzursuzluğa teslim olup gün geçtikçe hırçınlaştığını; sonunda kendini yeni bir salona zorladığını, orasının daha temiz, daha samimi ve üçte bir fiyatlı çıktığını, uzaklık şikâyetini de ekstra yürüyüşü ısınmaya katmakla yeniden çerçevelediğini anlatıyor.
Davranış bilimci ve koç Rachael Skews’e göre psikolojik esneklik geliştirilebilir bir beceri ve üç çekirdek öğeden oluşuyor: Sana en çok değer veren şeyle meşgul olmak; anda bulunmak ve dünyadaki benlik algısını esnek tutmak; ve gelen her şeye açık olmak — her deneyimin ilginç ve değerli bir şey içerebileceğini kabullenerek hayata yanıt vermek. Pozitif düşünmeden farkı, öfke, kaygı ya da korku gibi rahatsız edici duyguları boğmak ya da inkâr etmek yerine kabul edip eylem için geri bildirim olarak kullanmak. Ayrıca ‘azim’ (grit) modelinin aksine aşılamaz engeller karşısında kendini affetmeyi de içeriyor.
Yönetici asistanı Janette örneği çarpıcı: Yeni işi uzaktan ve yurt dışındaki bir CEO ile yürüyordu ve işin başından itibaren nefret ediyordu. Ağlayıp başka pozisyon ararken bir arkadaşına açılması sorunu çözdü: Mutsuzluğunun kaynağı ne üst düzey yöneticisi ne iş yükü, ‘yalnız kovboy’ olarak çalışamamasıydı. Kültürü değiştiremeyeceğini anlayınca yerel bir ortak çalışma alanına yazıldı; her gün öğle yemeği yiyip dertleşebileceği hazır bir topluluk buldu ve şimdi işini seviyor. Araştırmalar da aynı yönde: Büyük ölçekli bir analiz, yüksek psikolojik esneklik puanlarının daha iyi genel ruh sağlığıyla bağlantılı olduğunu; zor duyguları kabul etmenin insanı eyleme geçirdiğini, pozitif düşünceyle gerçekliği boğmanın ise kaçınmaya yol açtığını gösteriyor.
Psikolog Susan David bunu ‘duygusal çeviklik’ diye adlandırıyor: Korku, öfke ve kıskançlık gibi güçlüklerin yanı sıra sevinç, şükran ve iyimserliği de tam olarak deneyimlemek — tek bir duygunun davranışı yönetmesine izin vermemek. David’e göre duygular etiketlenmemeli, veri olarak okunmalı: ‘Duygular ipucu verir. Yalnız hissediyorsan ve buna karşı ‘böyle hissetmemeliyim’ diyorsan önemli bir sinyali bloke ediyorsun. Sor: Bu duygu neye işaret ediyor?’ Duyguların emir değil veri olduğunu vurgulayan David, ‘Ben üzülüyorum’ demek yerine ‘Şu an üzülüyorum ama bu dünyada ne yapmak istediğimi seçebilirim’ çerçevesini öneriyor: ‘Duygunun sahibi biziz; o bizim sahibimiz değil.’ New York Üniversitesi’nden Gabriele Oettingen’in 25 yıllık hedef araştırmaları da aynı kapıya çıkıyor: Yalnızca pozitif hayal kurmak hedefi gevşetiyor; başarıyı belirleyen engelleri öngörmek, rotayı düzeltmek ve başarısızlığa plan yapmaktır. ‘İç engel seç’ uyarısı da pratik: ‘Her şey patronun suçu’ yerine ‘Patrona duyduğum kırgınlık beni durduruyor’ de — dış engelin üzerinde kontrolün yok.
Dosyanın beş maddelik kurtuluş rehberi şöyle: Sıkıştığında beş yaşındaki ve 85 yaşındaki benliğine danış — perspektif genişler. Büyük tepkilerde ‘Bu duygunun işlevi ne?’ diye sor — duygular gerçek değil, işaretler. Hedefleri deney olarak gör — taş değil yön gösterici. Davranış biliminde ‘çeşitlilik, seçim, koruma’ üçlüsüyle çalış: Ne yapıyorsan çeşitle, işe yarayanı seç, onu sürdür. Ve ‘eğer-ise’ planı kur: Televizyon izlerken hep cips uzanıyorsan önceden sağlıklı atıştırmalık stokla — bilinçaltını gelecekteki engelle eşleştirmek, o an doğru yanıtı kolaylaştırır. Yazarın kapanışı da dersin özü: Psikolojik esneklik kim olduğumuzu değil, zorluklara nasıl yaklaştığımızı değiştirmek.