Avustralyalı yazar Hannah Goldstein, 26'ında kanser tanısıyla palto gibi çekilip en yakın arkadaşını kaybetti; 11 yıl sonra Instagram algoritması ikisini yeniden buluşturdu. Guardian'a anlattığı hikâye, dostluğun cesaret gerektirdiğini hatırlatıyor.
Avustralyalı yazar Hannah Goldstein çocukluk arkadaşını kaybettiğinde 26 yaşındaydı; o noktaya kadar hayatının üçte ikisini onu tanıyarak geçirmişti. İlk konuşmaları dokuz yaşlarında bir buz patiliği partisinde olmuştu. Utangaç bir çocuk olan Goldstein, o gün kendini hiç olmadığı kadar rahat hissetmişti: Ne söyleyeceği için paniklemiyor, sohbetin kenarında sıkıntıyla beklemiyordu. Ellerini tuttular ve bir ara kızı ‘Adın neydi senin?’ diye sordu — ikisinin de söylecek o kadar çok şeyi vardı ki, selamlaşmaları bile patenlerle ezerek geçmişlerdi.
Aynı liseye gittiler; Orlando Bloom’un Legolas’ına aşık oldular, dokuzuncu sınıfta okudukları Romeo + Juliet’e takıntılı hale geldiler. Goldstein’ın anlatısıyla romantik fantezi türü dünyayı sarmadan önce onlar buna âşıktı. Farklı üniversiteler, mesafeler ve yoğunlukla görüşmeler seyreldi; sonra kiralık sözleşmelerin bitişi denk geldi ve Sydney’in hareketli iç batı bölgesinde bir sıra evde birlikte yaşamaya başladılar. İlk gece merdivenlerde oturup kutudan çikolatayla akşam yemeği yediler — çocukluktaki gece toplantıları gibiydi, ama artık kimse gözetlemiyordu.
Sonra Goldstein hastalandı. Demir hapları ya da iş stresi sandığı rahatsızlık, diffüz büyük B hücreli lenfoma çıktı. Baştan iyi bir prognoza rağmen tedavi uzundu ve duygusal olarak dengesizdi. 26 yaşındaki Goldstein’ın kusuru, istediğini söylemenin dünyanın en utandırıcı şeyi olduğunu düşünmesiydi: Herkesin kendini eğlenceli ve havalı bulmasını isterken bir yandan da acısının görülmesini, ihtiyacının sezilmesini bekliyordu. Bu imkânsız bir talepti; sonuç hüsran ve öfke oldu. İnsanlardan uzaklaştı ve bu onu yalnızlaştırdı. Arkadaşlığı patladı: Arkadaşı evden taşındı, eşyalarını alırken Goldstein ortalıkta olmamayı seçti, mesajları yanıtsız bıraktı, Facebook’ta takibi bıraktı. 11 yıl konuşmadılar.
O yıllarda da arkadaşını çok düşündü: Doğum günlerinde hâlâ arkadaş olsalar neler yapacaklarını, iyi bir roman okuduğunda ona anlatacaklarını, kocasıyla tanıştığında ne diyeceğini merak etti. Çocukluk arkadaşını kaybetmek, hayatın belli bir bölümüne erişimi kaybetmek demekti: Barbilere verdikleri ürkütücü makyajları, gece yarısı itiraflarını, trambolinde gelecek hayallerini anacak kimse kalmamıştı. Arkadaşını ve o arkadaşın yanındaki kendisini özlüyordu.
Buluşma, başlığın da dediği gibi ‘kalp kırıcı derecede basit’ oldu: Bu yıl Instagram algoritması ikisini birbirine düşürdü — muhtemelen gizlice birbirlerinin sayfasına bakıyorlardı. Arkadaşı onu takip etti, o da arkadaşını. Arkadaşı mesaj attı; şehirde kahve ve pasta içine buluştular. Goldstein bugün arkadaşını düzenli görüyor; yeni garip kalan şey, kaç yıllık hayat parçalarını kaçırdıklarını fark etmek. Ama o yeni tuhaflığın altında eski rahatlık duruyor. 26’sına geri dönebilse kendine dostluğun da her yakınlık gibi cesaret istediğini söylerdi: Kırılgan olmak korkutucu; ama performansı bıraktığında seni yine tanıyan birini bulmak dünyanın en büyük rahatlaması. Goldstein’ın ‘Dream Girls’ kitabı Allen & Unwin’den çıktı.